10 Kasım’ın Düşündürdükleri: Atatürk’le (atalarla) Doğru İlişkiyi Kurabilmek!

“Bir Buda parmaklarıyla Ay’ı gösterir ama kişi ahmaksa onun sadece parmağına bakar” OSHO

 

Doğru lider her zaman topluluğu gelecekteki doğru hedeflere yönlendirendir.

Atatürk’ü övmek dışında bir şey yapmadan yani geçmişi bugünün önüne koymadan nasıl Atatürkçü olunur?

Ortak ülküde buluşmaktır doğru olan.

Ülkenin kurucusu Atatürk’ü onurlandırmak istiyorsak yaptıkları doğru ve güzel şeylerden ilham alacağız elbette. Ancak geçmişi bugünden daha değerli kılarak geleceğimizi karartmış olmaz mıyız?

Neden Atatürk adına söylenen sözler ve yapılan eylemler çoğunlukla hamaset seviyesinde kalıyor?

Atatürk’ün bizden talep ettiği bu ucuzluk, bu seviyesizlik ve anlamsızlık olabilir mi?

Atatürk geçmişe değil geleceğe bakarak ilerlemeciliği ülkeye armağan ettiyse, biz Atatürk’ü neden bir engele dönüştürüyoruz ve birleştirme değil de bölünme ve parçalanma sebebi haline getiriyoruz?

Atatürk de dahil ama onunla sınırlı olmayan atalarımızla nasıl doğru ilişki kurabiliriz?

Her şeyden önce atalarımızla kuracağımız ilişki simgesel olmak zorundadır. Atalarımızdan hiçbir tanesini dışlamadan almalı ve onların neyi simgelediğini anlamamız gerekir.

Yediği-içtiği, nerede ne yaptığı vesairenin ötesinde neyi önerdiği, ne için çaba sarf ettiğini anlamak ve kendimize ilham olarak onu alarak ilerlememiz lazım.

Liderin kendisini bir fetiş nesnesine dönüştürmenin lideri küçülteceğini anlamak gerekir.

Ama daha anaokulundan ezberci ve ant içirmeci bir mantıkla bir hap gibi yutturulduğunda Atatürk de herhangi başka bir lider de maalesef fikirleri ve ülküsü anlaşılıp günümüze ve geleceğe uyarlanabilecek bir kaynak olmaktansa tapınma nesnesine indirgenmiş olmaktadır.

Atalarımız kaynaktır. Onlar amaç ve varılacak yer değil, gidilecek yere doğru bize rehberlik edip aydınlatan fenerleridir…

Asla nehir kaynağına doğru ilerlemez. Kaynağın ne ve nerede olduğunu bilmeye ihtiyacımız var. Ama kaynağın arzusu nedir anlamamız lazım. Kaynağın arzusu nehrin ileriye doğru akması ve deryaya erişmektir.

Kaynağın arzusu hiçbir zaman suyu kendine doğru toplamak değildir. Her zaman akmaktır. Durmak değildir. Geriye gitmek değildir. İlerlemek ve giderek daha çok ve büyük kaynaklarla buluşmak ve nihayetinde en büyük olana kavuşmaktır.

Atatürk de, ondan önce var olan büyük liderlerimizi de anmalı ve hatırlamalıyız.

Onların önünde eğilmeli ama hemen sonrasında ayağa kalkıp onları arkamıza almalıyız. Onların arkamızda olduğunu bilmeli ve o enerjiyi hissetmeliyiz.

O enerjidir bizleri ileriye doğru götürecek ve bize yön gösterecek olan.

Gelecekten çekinen ve Atatürk’ü anlamaktansa ona tutunarak, onun gölgesine sığınıp saklanarak büyümekten ve kendi fikirlerinin sorumluğundan kaçınan çok “Atatürkçü” var.

Aynı şekilde Asrı Saadet’e tutunup Peygamber’in dediklerinden ve gösterdiği yoldan çok kendisini amaç edinen Müslümanlar olduğu gibi.

Davranış tamamıyla aynıdır. Sadece kişilikler ve zaman değişiktir.

Tıpkı aynı senaryoyu oynayan değişik aktörler gibi.

Ben bu davranışı ebeveynlerinin dizinin dibinden ayrılamayan, büyüyüp kendi yaşamının ve geleceğinin sorumluluğunu alamayan çocukların davranışından ayrı tutamıyorum.

Nasıl ki çocuklar ebeveynlerini geride bırakıp onlardan aldığı her iyi şeyi kendi çocuklarına aktarmakla büyüyebiliyorsa bizler de atalarımızdan aldığımız gücü ve mirası alıp ona katkıda bulup büyüterek çocuklarımıza aktarmalıyız.

Ve biz neyi ne kadar takdir edebiliyorsak bilelim ki çocuklarımız da o kadarını takdir edebileceklerdir onlara verdiklerimizi.

Kendi sözleriyle neyin olmaması gerektiğini anlayabiliriz...

Atatürk’ün simgelediği şeyin kendisinden daha önemli olduğunu iddia ediyorum.

Atatürk geçmişe takılmadan yeni, yepyeni bir şey yaratabileceğimiz ve geçmişin değil geleceğin bizi bir arada tutacağını bize gösterdi.

Peki böyle bir ülküyü sahiplenenler ne yapmaya çalışıyor?

Ucuz, çok ucuz bir Atatürk fetişizmi yaratarak Atatürk’ü küçültüp kendi zaaflarını giderecek, hayata adapte olamadıkları için aldıkları yaralara deva olacak bir melheme indirgemeye çalışıyor.

Bazı ifadeler acıtabilir. Ama maalesef artık iyileşmesi gereken yaralar için mikropları öldürecek pansumanın yaratacağı acılara katlanmak gerek.

Sevgili dostlarım.

Geçmiş bir bütündür. Ne Atatürk’ten önceki atalarımızı Atatürk’ün önüne koymaya, ne de Atatürk’ü onların önüne koymaya ihtiyacımız yok.

Geçmişimizi bütün olarak alıp hepsine saygıyla bakmalıyız.

O zaman onları oldukları gibi, doğruları ve yanlışlarıyla, günahları ve sevaplarıyla alabiliriz.

O zaman birini diğerinin alternatifi olarak değil birbirini tamamlayan ve geliştiren bir süreklilik olarak görürüz.

Anlamak isteyen için bu sözlerim. Pozisyon alıp bir tarafı tutmak isteyenler için her zaman bir öteki taraf olacak zira.

Taraf yok. Hepimiz aynı gemideyiz. Gemi tarih denene denizin üzerinde yol alıyor. Bir taraf diğer taraftan ağır hale geldiğinde tarih denen denizin üzerinde dengeyi bulabilmek için gemi diğer tarafa salınıyor…

Bunu anlamadan bir gram ilerleyemeyiz. Çünkü gemi zaten fırtınada ilerlemeye çalışıyor. Ters döner ve batarsa hep beraber boğulmak işten değil…

Atatürk’ü ve önderlik ettiği kurtuluş destanını saygıyla anıyoruz.

Huzur içinde yatmasını diliyorum.

Kalbimizdesin. Ve özel bir yerin var…

Comments on 10 Kasım’ın Düşündürdükleri: Atatürk’le (atalarla) Doğru İlişkiyi Kurabilmek!