Ahmet Kural’ın (ve tüm şu diğer erkeklerin) Ne Derdi Var?

 

Bir terapist olarak herkesin baktığına değil kimsenin bakmadığına bakma alışkanlığı edindim.

Gözden kaçan ve bağlantısı anlaşılamayan şeyler esas farkı yaratır çünkü.

Dışarıdan bakınca her şeyin son derece yolunda gittiği bir hayata sahip olan Ahmet Kural hiç ünlü değilken, ya da hayatında binlerce problem varken yapmasının normal algılanabileceği hataları herkesin gözü önündeyken yapıyor.

Oyunculuğunu beğendiğimiz, sevimli bulduğumuz bizleri eğlendiren ve görsek kardeşimiz, ağabeyimiz olarak sarılmak isteyebileceğimiz bir adamın bir canavara dönüşüp kadınlara fiziksel şiddete varan saldırganlığını anlamakta güçlük çekiyoruz.

Sonuçta karşımızda eğitimli, başarılı ve pek çok insanın yerinde olmak için can atacağı bir insan var.

Akılla ve mantıkla baktığımızda sorunlu olmaması gereken bir insan neden eğitimsiz ve başarısız bir erkeğin bile kolay kolay yapmayacağı davranışlara kendini kaptırıp suçlu duruma düşebiliyor?

Tam da bu gibi açıklanması ya da dışardan bakınca anlaşılması zor olan durumlarda sistemde ne olduğuna bakmak gerekir.

Ahmet Kural’ın ne derdi var? Kadınlar ona kötü mü davrandı? Kadınlara bir kin mi besliyor? Annesiyle ne türden bir ilişkisi olmuş?

Bu ve bunun gibi pek çok soru sorulabilir ve soruların yanıtları bazı şeyleri açığa çıkartabilir.

Ancak ben daha başka bir detaya bakmak istiyorum.

Ahmet Kural’ın sorunları “çözmek” için duygularının işlenmesi ve yaşanıp hissedilmesi yerine neden fiziksel şiddete yönelerek ifade edildiğini anlamak istiyorum.

Neden bazı erkekler ya da belki çoğu erkek duygularını yaşayıp hissederek ve o duyguların onları etkilemesine izin vererek yani normal bir insan olarak deneyimlemesi gereken ilişkileri şiddete başvurarak “kontrol” etme davranışına yöneliyor?

Kadınlar için gayet normal olan duygularının onları etkilemesi ve duyguları yaşayarak ve hissederek içinden geçilmesi tecrübesi neden erkekler için şiddete başvurma ve saldırganlaşma sebebi olabiliyor?

Bunun pek çok sebebi olabilir elbette. Benim bu örnek üzerinden vurgulamak istediğim bir detay var. Ve bunun anlaşılması belki kadınların uğradığı mağduriyetleri gidermeyecek olsa da başlarına gelen şeyleri (umarım kimsenin başına gelmez) bir düzeyde kavramalarına vesile olur.

 

EKEKLER NEDEN DUYGULARINI YAŞAMAKTANSA SALDIRGANLAŞIR?

Basit sebep başka bir şey yapmayı bilmediklerindendir.

Peki neden böyledir? Neden kadınların yapabildiği bir şeyi erkek yapamaz, onların bildiği şeyleri bilemez?

Çünkü diğer erkekler de bilmiyordur. Çünkü bir erkek erkek olmayı babasından ve çevresindeki diğer erkeklerden öğrenir. Kadınların da diğer kadınlardan öğrendiği gibi.

Bu durumda Türkiye’deki erkeklerin sorunu nedir?

Neden şiddet ve kaba kuvvet hemen devreye giriyor erkeklerde?

Çünkü erkekler için duygusallaşmak ölüm nedenidir!

Biraz açıklamaya ihtiyaç var değil mi?

Peki.

Erkekler özellikle bizim gibi geçmişi savaşlarla dolu olan bir toplumun devamı olan savaşçı erkeklerin torunları olarak duyguların ve duygusallığın ölüme sebebiyet verebileceği derin bilgi ve duyusunu miras almış durumdayız…

Savaşçı bir topluluğun evlatları ve torunlarıyız. Bunu anlamamız lazım. Kadınlar evde oturup savaşa giden eşini, evlatlarını düşünerek onlar için kaygılanırken, ağlayıp üzülürken, özlem duyup onlar için manevi olarak pek çok şey hissederken erkekler hayatta kalmak ve ülkesini savunmak için tüm duygularını bir kenara bırakıyor ve özlemlerini, acılarını, kaygılarını öfkeye, intikam duygusuna ve şiddete dönüştürerek hayatta kalabiliyorlardı.

Ve biz bu şekilde hayatta kalabilmiş olan erkeklerin torunlarıyız.

Maalesef kalan kadınlar da savaşta kendi kaybettikleri çocuk ve eşlerin acısının yanı sıra, hayatta kalabilen bu savaşçı erkeklerin savaşta yendiği düşman askerlerin evlerinde dul bıraktığı kadınların duygularını da hissediyorlar derinlerde…  Çünkü savaş erkeklerin savaşıdır. Anneler ve masum kadınlar karşı taraf olduğu için başka bir annenin ya da eşin duygularını yok sayamazlar. Onların acı ve kayıplarını içlerinde hissederler.

 

Kadınlar daha çok acı ve daha çok özlem hissederken erkekler ise daha çok öfke ve intikam duyguları beslerler. Bir sonraki savaşa kadar bu duygular insanlarım içinde büyür ve birikir.

O sırada kadınlar manevi yükleri taşırken erkekler de fiziksel olan eylemleri ile  duygularını yaşarlar.

Bizler yedi kuşağa kadar atalarımızın bitmemiş işlerini üstleniriz. Bir an düşünün: yedi kuşak dedelerinizden savaşa katılmamış bir tane bile bulmanız ne kadar mümkün?

Ya kadınlar? Onlar da acı çekmemiş, erkeklerin eksikliği ve desteği olmadan hayatla başa çıkmak zorunda kalarak çocuklarını büyütmeye çalışmamış kaç tane anne vardır yedi kuşak atalarda?

Eşini, çocuğunu savaşta kaybetmiş ve bunun acısını hisseden bir büyük ananenin sevdiklerini öldüren savaşçı düşmanlara karşı olan duygularını kiminle yaşayacağını sanıyoruz? Kimseyle yaşayamaz. Ama bu duygu o zaman miras olarak devrolur… O zaman Sıla gibi genç bir kadın bunu içselleştirecektir.

Ve bu Sıla, özellikle komiserliğin ve polisliğin şiddet uygulayarak bilgi toplamak demek olduğu bir dönemde bu mesleği yapmış bir babaya sahip olan Ahmet Kural ile ilişki yaşadığında karşılıklı olarak birer düşmana dönüşmeleri neredeyse kaçınılmaz olacaktır.

(Her iki kişi hakkında da çok az bilgi sahibiyim. Belki de burada bahsettiğim ve vurguladığım şeyler bu iki şahsın özelinde başka faktörlere göre daha az önemlidir bu olayda. Bunu gerçekten bilmiyorum.)

Sadece bir kadın ve erkeğin hele toplumun gözü önündeki başarılı ve ünlü insanların problemlerini çözmede şiddet uygulamak ve ona maruz kalmak dışında bir seçenek bulamamalarını sadece onların atalarının çözümleyemedikleri ve bir miras gibi zamanda ileri doğru aktardığı meselelerin devamı olduğunu anlatmayı arzuluyorum.

Savaşlar, çatışmalar ve çözümlenememiş ve yaşanamamış duygular, ifade edilememiş öfke ve kalp kırıklıkları da bizlerin atalarımızdan devraldığımız miraslardır. Sadece mal-mülk ve güzel tabir ettiklerimiz değil, karanlık ve çözümsüz şeylerin enerjisini de miras olarak alırız.

Manevi olarak aldığımız miras kişiliğimizi belirler. Maddi aldığımız mirasın yanında bizi çok daha çok belirleyen elimizle tutamayacağımız ve dokunup kavrayamayacağımız bu mirastır. O zaman onu kendimiz zannederiz. Kendimizden başka bir kader gibi göremeyiz. Yaşanmamış her duyguyu ve çözümsüz kalmış tüm olayları yeniden yaratıp bugün yeniden canlandırmak zorunda kalırız.

Ne kadar bilinçsiz isek bu konularda o kadar kontrolümüz kaybolup bizi ele geçirir.

Ahmet Kural’ın başına gelen budur. Kendisinin olmayan duygular ve davranışlar onu ele geçirmektedir. Babasının neler yaptığını ve adalet denen kavramla ilişkisini anlayabilirse muhtemelen özgürleşmesi mümkün olabilir. Aksi halde adli vakalarla uğraşmaya devam edebilir. Kadınlarla erkekler arasında her ne olduysa aile sisteminde onları anlamasında büyük fayda vardır. Hangi kadın erkeklerden zarar görmüştür ve hak ettiği adaleti alamamıştır…

Sıla da belki hangi kadınların kaderine sahip çıkarak onları bilinçsizce takip etmeye çalıştığını anlamalıdır. Çünkü kendisi bu durumlara düşecek bir halde değildir. Bu şekilde bir davranışa maruz kalmasına sebep olacak herhangi bir koşul gerçekte mevcut değildir. Kendisinin onurunu daha önce zedelenmiş ve kendisine zarar verme potansiyelini göstermiş bir erkeği yeniden hayatına alarak ondan (ve esasen hangi kadının alamadığı) intikamı almaya çalışmıştır? Onu kışkırtmak ya da onun canını yakmak mı istemiştir?

Aralarında ne geçtiğini kimse gerçekten bilemez. Ama ben şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Bu iki genç ve başarılı insan kendileri olarak bu kavgayı yapmamışlardır. Ruhlarının yerinde başka insanlar vardı. Bir nevi… Onlar kendi kaderleri ve kişiliklerinin gereğini yapmadılar. Birbirlerine baktıklarında aslında başka insanları görüyorlardı ve oluyorlardı…

Her ikisinin de ruhlarının huzur bulmasını diliyorum. Keşke profesyonel destek alarak aile sistemlerinde nelerin onları bu tanınmayacak hallere soktuğunu anlamaya çalışsalar. Zira yaşadıkları şey bir tür savaş ve bu savaşın geçerli sebepleri mevcut değil.

Bu kimin savaşı?

Ya sen yazıyı buraya kadar okuyan okur? Sen hangi savaşları sürdürmek için bilinçsiz bir gayret içerisindesin?

Barış zamanı gelmedi mi?

 

 


Farkındalık, özgürlük, bilinç ve bütünlük için meditasyonlar yapıyoruz…

En yakın kampımız 16-18 Kasım’da..

Kayıt: 532 417 27 00

 

 

 

Tüm etkinliklerimiz için buraya tıklayınız….

Comments on Ahmet Kural’ın (ve tüm şu diğer erkeklerin) Ne Derdi Var?